20. ULUSLARARASI İSTANBUL FİLM FESTİVALİ

14 – 29 NİSAN 2001

14 – 29 Nisan tarihleri arasında gerçekleştirilecek olan 20. Uluslararası İstanbul Film Festivali'nin program broşürleri, gösterim çizelgesi ve rezervasyon formları bugün saat 11:00'den itibaren, Beyoğlu'nda Emek, Atlas, SİNEPOP ve Beyoğlu, Kadıköy'de ise REXX sinemalarından ve İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı’nın Beyoğlu’ndaki merkezinden temin edilebilecek. Bilet fiyaları ve geniş bilgi için tıklayın.


Festival’de bilet fiyatları tam 4 milyon TL; 19:00 ve 21:30 seansları dışında, öğrenci ile 65 yaş ve üstü izleyiciler için 3 milyon TL olarak tespit edildi. Sabah 10:30 seanslarının biletleri ise herkese indirimli olarak sadece 2 milyon TL’den satılacak. Rezervasyon sırasında satın alınacak biletler için ise 1 milyon TL indirimli olarak, 3 milyon TL ve 2 milyon TL ödenecek. FESTİVAL ÇİZELGESİ İÇİN TIKLAYIN


Rezervasyonlar 31 Mart - 3 Nisan tarihleri arasında İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı Merkezi’nden yapılabilecek. Rezerve edilen biletlerin satın alınması 6 – 9 Nisan tarihleri arasında İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı Merkezi'nde (İstiklal Caddesi No: 146 Luvr Apt. Kat: 1 / Beyoğlu) yapılacak.


Bu yılki programında 20 bölümde 180’i aşkın film bulunması Festival’de günlük seans sayısı 5’e çıkarılarak, gösterim saatleri 10:30 – 13:30 – 16:00 – 19.00 ve 21:30 olarak değiştirildi. Festival’in büyük ilgi gören ve artık gelenekselleşen "Geceyarısı Sineması" gösterileri ise her Cumartesi gecesi saat 24.00’te ATLAS ve her Cuma gecesi saat 24:00’te BEYOĞLU sinemalarında, her defasında ikişer film olarak gerçekleşecek. Geceyarısı Sineması’nın biletleri ise tam 7 milyon; indirimli 5 milyon TL.

İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı tarafından düzenlenen Uluslararası İstanbul Film Festivali 20. yılına ulaştı. Her yıl bir yandan yedinci sanatın en seçkin yeni örneklerini sinemaseverlere ulaştıran, öte yandan da Sinematek görevini üstlenen Festival, 2001’de de beş kıtadan özenle seçilmiş filmlerden oluşan heyecan verici bir program sunuyor.

14 – 29 Nisan tarihleri arasında düzenlenecek olan 20. Uluslararası İstanbul Film Festivali'nin Festival Sponsorluğu’nu bu yıl da yine TURKCELL İletişim Hizmetleri A.Ş. üstlendi.

Bu yılki Festival’in bölüm sponsorları ise, AXA – OYAK, Başak Sigorta, Beko, Dr. Nejat F. Eczacıbaşı Vakfı, Efes Pilsen, Mas Matbaacılık A.Ş., Pringles Cinema Club, Renault ve Vivident.

Festival programında yer alan 180’i aşkın film, geçen yıl belli başlı festivallere katılmış, övgü ve ödül almış, başarısını kanıtlamış yeni yapıtların yanısıra unutulmaz klasik filmleri ve sinema sanatının genciyle yaşlısıyla bir dizi ustasının filmlerini içeren zengin bir seçki oluşturuyor. Çeşitli ülkelerin sinemalarından derlenen bu seçki yalnızca coğrafyayla, yapılış tarihiyle, ya da metrajla kısıtlı olmadığı gibi, izleyicide görme arzusu uyandıran belgeseller ve canlandırma sinemasının yaratıcı örnekleriyle de desteklendi.

Festival'in bu yılki film gösterileri; Beyoğlu'da EMEK, ATLAS, SİNEPOP ve BEYOĞLU sinemaları ile Kadıköy'de REXX sinemasında gerçekleştirilecek. Bu yıl, Festival’de günlük seans sayısı 5’e çıkarılarak, gösterim saatleri 10:3013:3016:0019.00 ve 21:30 olarak değiştirildi. Festival’in büyük ilgi gören ve artık gelenekselleşen "Geceyarısı Sineması" gösterileri ise her Cumartesi gecesi saat 24.00’te ATLAS ve her Cuma gecesi saat 24:00’te BEYOĞLU sinemalarında, her defasında ikişer film olarak gerçekleşecek.

Festival gösterimlerinin bilet fiyatları tam 4 milyon TL; 19:00 ve 21:30 seansları dışında, öğrenci ile 65 yaş ve üstü izleyiciler için 3 milyon TL olarak tespit edildi. Sabah 10:30 seanslarının biletleri ise herkese indirimli olarak sadece 2 milyon TL’den satılacak. Rezervasyon sırasında satın alınacak biletler içinse, 1 milyon TL indirimli olarak, 3 milyon TL ve 2 milyon TL ödenecek. Festival kitapçığı, gösterim çizelgesi ve rezervasyon formları 24 Mart Cumartesi gününden itibaren Festival sinemalarında ve İKSV merkezinde satışa sunulacak. Rezervasyonlar, 31 Mart - 3 Nisan tarihleri arasında, İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı Merkezi’nde yapılacak. 20. Uluslararası İstanbul Film Festivali’nin, geçen yıllarda olduğu gibi, 100.000’i aşan bir seyirci kitlesine ulaşması bekleniyor.

TÜM FİLMLERİN LİSTESİ İÇİN TIKLAYIN

ULUSLARARASI YARIŞMA

 

 

 

 

 

 

 

Festival’in özel temasını oluşturan “sanat ve sanatçı”nın (yazın, tiyatro, müzik, dans, sinema, plastik sanatlar vb.) dünyasını ele alan ya da edebiyat uyarlaması olan 12 film, Uluslararası Yarışma bölümünde ALTIN LÂLE ödülü için yarışacak. Bu filmlerin yönetmenleri ve oyuncuları, Festival’in konuğu olacak. Filmleri değerlendirecek olan Uluslararası Jüri’de ise, çeşitli ülkelerden yönetmen, oyuncu ve sinema yazarları yer alacak. Uluslararası Yarışma bölümü, Festival’e, her yıl dünyanın dört bir yanında yapılan ve sayıları 400’ü aşan film festivalleri arasında ayrıcalıklı bir konum kazandırarak, FIAPF tarafından tanınan 40 film festivali arasında yer almasını sağlıyor.

Bu yıl yarışmalı bölümde yer alan “sanat ve sanatçı” temalı ya da edebiyat uyarlaması olan filmlerin hemen hepsi, uluslararası düzeyde beğeni kazanmış, önemli, yenilikçi ve heyecan verici yapımlar. Yunanistan’ı Vassilis Douros’un yönettiği müziğe yetenekli ancak görme yetisini kaybeden bir çocuğun öyküsünü anlatan “To fos pou svini / Sönen Işık”ın temsil ettiği yarışmaya, daha önceki festivallerden tanıdığımız Tony Gatlif, Endülüs’te kan davası peşindeki iki ailenin dramını müzikal kalıpları içinde yansıtan “Vengo / İntikam” ile katılıyor. Baltasar Kormakur’un yönettiği İzlanda yapımı, edebiyat uyarlaması “101 Reykjavik” ise bu soğuk kentte geçen delidolu bir komedi. Lech J. Majewski, 1971’de 26 yaşında intihar ettikten sonra ülkesinde bir halk kahramanına dönüşen Polonyalı asi ozan Rafal Wojaczek’in öyküsünü, adını ozanın isminden alan “Wojaczek”de anlatırken, Rusya adına yarışan Alexander Proschkin ise, Puşkin’in çok sevilen iki öyküsünden uyarlanmış “The Captain’s Daughter / Yüzbaşı’nın Kızı” ile görsel açıdan zengin, uzun zamandır rastlanmayan türde tarihi bir epiğe imza atmış. Oskar Roehler’in Alman yapımı filmi “Die Unberührbare / Çıkış Yok”, yönetmenin annesi olan ünlü yazar Gise Elsner’in son günleri üzerine. Amerikalı Rachel Samuels’in yönettiği edebiyat uyarlaması “Robert Louis Stevenson’s The Suicide Club / İntihar Kulübü”nün yapımcısı ise, bu yılki Festival’in “kült figür”ü Roger Corman. Festival izleyicilerinin yakından tanıdığı bir başka yönetmen, Jan Schütte ise gene Alman yapımı “Abscheid / Veda”da, 1956’daki yaz tatillerinin son gününde, Bertolt Brecht ve yakın çevresinin yaşadıklarını beyazperdeye aktarmış.

Gerçek bir olaydan esinlenen İtalyan yönetmen Roberta Torre ise “Sud Side Stori / Güney Yakasının Hikâyesi”nde, Romeo ve Juliet’in öyküsünü kendi yorumuyla ters yüz ederek bir fars halinde sunuyor. İngiltere adına yarışan, Festival’in eski aşina simalarından Terence Davies’in, Edith Wharton’ın 1905 tarihli romanından uyarladığı “House of Mirth / Keyif Evi”, zengin koca arayışındaki bir genç kadının dramatik öyküsünde, 20. yüzyılın başında New York’taki yeni zenginlerin dünyasını yansıtıyor. Belçika adına yarışan ve Yabancı Dilde En İyi Film dalında Oscar finalisti olan “Everybody Famous! / Herkes Ünlü!” ise Dominique Deruddere’in yönettiği komik bir kültürel hiciv ve toplumsal yorum harmanı. Uluslararası Yarışma’nın son filmi, 20 yıldır ülkesinde film çekemeyen Bahman Farmanara’nın kendi deneyimlerinden yola çıkarak yazdığı ve başrolünde de oynadığı, İran yapımı “Booye Kafor, Atre Yas / Kâfurun Kokusu, Yaseminin Rayihası”.

SANATLAR VE SİNEMA

Sanatlar ve Sinema bölümünde, Altın Lâle yarışmasına katılmayan, ancak yine sanatın ve yaratıcılarının dünyasına ışık tutan görkemli filmler yer alıyor. Bu bölümün sponsorluğunu AXA - OYAK üstlendi. Belgesellerin ağırlıkta olduğu bölümün “sanat”ları arasında tiyatro, pop ve Caz müziği, şiir ve sinema var. “Sanatlar ve Sinema” bölümündeki on filmden ikisi ülkemizden: Nurdan Arca’nın yönettiği “Dostlar’ın Tiyatrosu / Dostlar Theatre: 30 Years of Friendship” ile Mehmet Eryılmaz’ın imzasını taşıyan “Nâzım Hikmet Şarkıları”. Japon yazar Toshie Shimao üzerine sıradışı bir belgesel olan “Dolce / Tatlı”yı çağdaş Rus sinemasının en seçkin isimlerinden Alexander Sokurov yönetmiş. Sanatlar arasından müziği seçen üç yönetmen var. Festival izleyicilerinin yakından tanıdığı, en son olarak önceki yıl bir Woody Allen belgeseliyle Festival’e katılan Amerikalı ünlü belgeselci Barbara Kopple’ın bu yılki programda yer alan iki filminden biri bu bölümde. Kopple “My Generation / Benim Kuşağım”da, ilginç konser görüntüleri eşliğinde üç Woodstock şenliğini birden anlatıyor. Uzun metrajlı kurmaca filmleriyle tanınan iki yönetmenden Julian Temple “The Filth and the Fury / İğrençlik ve Öfke”de efsanevi İngiliz Punk topluluğu Sex Pistols’ı yeniden hayata geçirmiş. İspanyol yönetmen Fernando Trueba’nın belgeseli “Calle 54 / 54. Sokak” ise onun sevdiği Latin Caz müzisyenleriyle söyleşilerini de içeren bir Caz güzellemesi. Bölümün son iki filmi, M. Morandini’nin İtalya’nın en ünlü “papparazi”lerinden biri olan fotoğrafçı Tazio Secchiaroli’nin arşivlerine göz atan belgesel filmi “Tazio Secchiaroli: From Dolce Vita to the Myths of the Silver Screen / Tazio Secchiaroli: Dolce Vita’dan Beyazperdenin Efsanelerine” ile Todd Robinson’ın yönettiği ve balerin, ressam ve şarkıcı Marta Becket’in çölün ortasındaki bir hayalet şehirde inşa ettiği kendi opera binasının renkli ve sıradışı öyküsü olan “Amargosa”. ABD’nin “kült” tanımını en fazla hakkeden yönetmenlerinden birinin, gözüpek özgün sinemacı John Waters’ın Hollywood özürlüler için bir macera filmi sayılabilir” dite tanımladığı son filmi “Cecil B. Demented” ise, aslında herkesi yeraltı sineması için bir intikam meleği olmaya çağırıyor.

SİNEMA SİNEMAYA BAKIYOR

Sinemaseverlerin hayranı oldukları sinemacıları, beyazperdenin sihrini yaratanları daha yakından tanımalarını sağlayan ve Festival programına sık sık alınan bu bölümde, bu yıl bir aktör (Gregory Peck) ve bir aktris (Türkan Şoray) üzerine yapılanlar dışındaki bütün filmler, yönetmenleri konu alan belgeseller. Festival’e bu yıl iki filmle katılan Barbara Kopple, “A Conversation with Gregory Peck / Gregory Peck’le Bir Sohbet”te Amerikan sinemasının bu büyük aktörünün herkes tarafından bilinen kişiliği ile özel hayatı arasında cazip bir denge kurmuş. Donatello Baglivo’nun Roma Film Festivali’nde tanışıp hayran olduğu Türkan Şoray’la ilgili olarak yaptığı “Camera Is My Love / Kamera Benim Aşkım” adlı bir belgesel, Yeşilçam’ın 40 yıllık “Sultan”ının bilinmeyen yönlerini beyazperdeye yansıtacak. Bölümün diğer filmleri arasında, RAİ arşivlerinden alınmış malzemeye dayalı Fellini portresi “Fellini racconta – Un autoritratto ritrovato / Fellini Anlatıyor – Bulunmuş Bir Otoportre” ile son filmi “Gohatto / Tabu”yla Festival’e katılan Japon ustayı, bu filmin çekiminde, Takeshi Kitano’ya de içeren bir hayranlar kitlesinin ortasında görüntüleyen “Oshima” da var. Fiorella Infascelli “Ferreri, I Love You / Ferreri, Seni Seviyorum”da bu sıradışı İtalyan yönetmeni, arkadaşları ve meslektaşlarınca boyanmış bir “suluboya”yla sunarken, büyük usta Visconti’yi hem şahsen, hem de mesleğiyle ilintili olarak tanıyan Carlo Lizzani, “Luchino Visconti” ile yönetmenin izini soylu geçmişinde ve çocukluğunun mekânlarında sürüyor. Sinemaseverlerin geçen yılki Festival’in “marjinal kült figür”ü olarak tanıştığı Rosa von Praunheim ise, kendisi gibi zamanında film okuluna alınmadığı halde çağdaş Alman sinemasının önemli isimlerinden biri olan Fassbinder’in onun gözündeki değerini, “Für mich gab’s nur Fassbinder!”, Die glücklichen Opfer des Rainer Werner F. / “Fassbinder Benim İçin Bir Taneydi! – Rainer Werner F.’nin Gönüllü Kurbanları”nda yönetmenin hayatındaki kadınlar aracılığıyla anlatıyor. Çok uzun bir aktörlük geçmişine de sahip olan Clint Eastwood “Clint Eastwood – Out of the Shadows / Clint Eastwood – Gölgelerin İçinden”le yönetmen kimliğiyle de seyircilerin karşısına geliyor. Festival’in bir diğer ustasını, Bernardo Bertolucci’yi, seçkin filmlerinin yanısıra, Donatello Baglivo’nun çektiği “Bernardo Bertolucci: Metamorfosi di un poeta / Bernardo Bertolucci: Bir Ozanın Dönüşümü” adlı belgeselle daha yakından tanıma olanağı bulacağız.


 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

EDEBİYATTAN BEYAZPERDEYE

Festival’in artık gelenekselleşmiş bu bölümünün, sinemaseverlerin gözünde farklı ve özel bir yeri var. Bu yılki programda içerdiği filmlerin kalitesiyle ses getirecek olan “Edebiyattan Beyazperdeye” bölümü, edebiyat ile sinema yapıtlarını bir kez daha karşılaştırmamızı sağlayacak. Shakespeare uyarlamaları uzmanı İngiliz aktör/yönetmen Kenneth Branagh bu sefer de üstadın az bilinen komedisi “Love’s Labour’s Lost / Aşkın Boşa Giden Emeği”ni 1930’lara taşımış ve Amerikan standart şarkılarıyla zenginleştirerek Fred Astaire-Ginger Rogers tarzı bir müzikale çevirmiş. Bölümün polisiye romanlardan perdeye yansıyan tek yapıtı, gerilim türünün usta ismi Claude Chabrol’un, Charlotte Armstrong’dan uyarladığı Montréal ve Louis Delluc ödüllü filmi “Merci pour le chocolat / Sıcak Çikolata”. Nigel Cole’un yönettiği, çok satan kaynak kitabın yazarı Mark Cowdry’nin de senaryo ekibine katıldığı, Sundance’te izleyici ödüllü “Saving Grace / Grace’i Kurtarmak” ise, filme adını veren dul karakteri oynayan Brenda Blethyn’in başarılı performansıyla dikkati çekiyor. Yazarı tarafından uyarlanan filmlere bir örnek de, gerçek bir öyküye dayanan ve Festival’in sadık dostlarından İzlandalı yönetmen Fridrik Thor Fridriksson’ın yönettiği “Englar Altheimsin / Evrenin Melekleri”.

Son Cannes Film Festivali’nde “Yönetmenlerin On Beş Günü” bölümünde gösterilen ve sorunlu ailelerden iki çocuğun futbol aşkı uğruna çevirdikleri dolapları anlatan “Purely Belter / Daha İyisi Can Sağlığı”, yine Festival izleyicilerinin aralarında çok sevilen “Brassed Off / Borunu Öttür”ün de bulunduğu filmlerinden tanıdığı Mark Herman’ın imzasını taşıyor. Hakkında yapılmış bir belgeseli de bu yıl Festival kapsamında izleyeceğimiz Nagisa Oshima usta, gene tartışma yaratacak bir filmle, 19. yüzyılda samuraylar arasında eşcinsel bir aşkın öyküsünü yansıtan “Gohatto / Tabu” adlı uyarlamasıyla bu bölümde yer alıyor. Alman sinemasının “yaramaz çocuğu” Fassbinder’in 19 yaşındayken yazdığı bir oyunun beyazperde uyarlaması olan “Gouttes d’eau sur pierres brulantes / Kızgın Taşlara Düşen Su Damlaları”, Fransız sinemasının “kötü çocuğu” François Ozon tarafından beyazperdeye aktarıldı. Aynı adlı kitaptan uyarlanan ve bir yıl önce San Sebastian’dan zaferle çıkan “La maladie de Sachs / Sachs’ın Hastalığı”nın yönetmeni de, Festival izleyicilerinin 10 yıl öncenin sevilen uyarlaması “La lectrice / Okuyan Kız”dan hatırlayacakları Michel Deville.

Bir Vladimir Nabokov uyarlaması olan ve başrol oyuncuları John Torturro ve Emily Watson’ın başarılı performanslarıyla dikkat çeken “The Luzhin Defence / Şah Mat”ın yönetmeni ise, ilk kez Yabacı Film Oscar’lı “Antonia’s Line / Antonia’nın Yazgısı”yla tanıdığımız, daha sonra da Festival’de “Mrs. Dalloway” adlı uyarlamasını izlediğimiz Marleen Gorris. Genç Fransız yönetmen Jérôme de Missolz’un, sonunda aradığı kadının ağına düşen bir kadın avcısının erotizm yüklü serüvenini anlatan filmi “La mécanique des femmes / Kadınların Mekanizması”, Louis Calaferte’nin aynı adlı “kötü şöhretli” kitabından uyarlanmış ve Festival’in bu yıl üzerinde en çok konuşulacak filmlerinden biri.

YARATICI BİR İŞBİRLİĞİ: MARCEL CARNÉ & ALEXANDRE TRAUNER

Sinemada Şiirsel Gerçekçilik akımının öncülerinden Marcel Carné, Festival’in bu yılki özel bölümlerinden birini, yapım tasarımcısı ve sanat yönetmeni Alexandre Trauner’le paylaşıyor. Carné, senaristi Jacques Prévert’le birlikte, stüdyolarda çekilen, tiyatro temalarını özenli diyaloglarla birleştiren ve sıradan insanların kaderin değişmez doğasıyla mücadele edişlerini anlatan Şiirsel Gerçekçiliğin en önemli iki adından biriydi.

Macar asıllı yapım tasarımcısı, sanat yönetmeni Alexandre Trauner ise, bu akımın yaratıcısı olan Fransız sanat yönetmeni Lazare Meerson’a asistanlık yaptıktan sonra, dönemin en büyük yönetmenleriyle çalışmış, bu arada Marcel Carné ile de dokuz film yapmıştı. Festival, Fransız sinemasının başyapıtı sayılan “Les enfants du paradis / Cennetin Çocukları” başta olmak üzere, bu ortak çalışmalardan altısını izleyicilerine sunuyor. Bu bölümün sponsorluğunu RENAULT üstlendi.

YENİLENEN BİR FİLM KLASİĞİ

Uluslararası İstanbul Film Festivali, 20 yıldır sürdürdüğü Sinematek işlevini yeni bir kulvarda, İtalyan sinemasının en seçkin yönetmenleri arasında yer alan iki kardeşin, Paolo ve Vittorio Taviani’nin klasik filmleri “Padre Padrone / Babam ve Ustam”ın yenilenen kopyasının gösterimiyle sürdürüyor.

Bu yıl Kapanış Töreni’nde, Festival tarafından Yaşam Boyu Başarı Ödülü’yle de onurlandırılacak olan Tavianiler’i tüm dünyaya tanıtan ve Cannes Film Festivali’nde hem Altın Palmiye’yi, hem de Uluslararası Sinema Eleştirmenleri’nin verdiği Fipresci Ödülü’nü ilk kez birlikte kazanan bu film, yirmi yaşına kadar okuma yazma bilmediği halde şimdi bir dil bilim uzmanı olan Sardunyalı çoban Gavino Ledda’nın gerçek öyküsünü anlatıyor. Öykünün kahramanı Ledda’nın kendisi de filmin başında ve sonunda görünüyor.

“DÜŞLERİN MAYASI”: MARCELLO MASTROİANNİ

İtalyan sinemasının uzun metrajlı filmler, ustaları üzerine belgeseller ve canlandırma filmleriyle ağırlıklı biçimde temsil edildiği 2001 yılında, Uluslararası İstanbul Film Festivali, sevilen aktör Marcello Mastroianni’yi de 15 filminden oluşan kapsamlı bir toplu gösteriyle anıyor. Aynı dönemin iki İtalyan kadın starı, Sophia Loren ve Gina Lollobrigida kadar büyük uluslararası şöhrete sahip tek İtalyan aktör olan Mastroianni, yarım yüzyılı aşkın bir süre meslek yaşamının ardından, 1996 yılında aramızdan ayrılmıştı. Savaş sırasında bir Nazi çalışma kampından kaçmayı başaran Mastroianni ilk filmini 1947’de çevirdi. 1960 yılında ise Fellini’nin “La dolce vita / Tatlı Hayat”ı ile adını ülkesi dışında duyurmayı başardı. Fellini’nin yanısıra, Luchino Visconti, Michelangelo Antonioni ve Vittoria De Sica gibi kalburüstü yönetmenlerle çalıştı, savaş sonrası İtalyan sinemasının evrimini tek başına simgeler hale geldi. Hem komedyen, hem dramatik aktör olarak çizdiği geniş yelpazeyle alışılmadık zenginlikte bir kişilik yarattı. Hem Latin âşığın, hem de acı çeken modern erkeğin temsilcisi oldu. “Düşlerin Mayası: Marcello Mastroianni” 1954 yapımı “Peccato che sia una canaglia / Ne Yazık ki Yosmanın Teki”yle başlayarak 1995 yapımı “Sostiene Pereira / Pereira Diyor ki”ye kadar varan zengin seçkisiyle, aktörün bütün özelliklerini sergilemesine olanak sağlıyor. Ayrıca aktörün son yıllarında hayat arkadaşı olan Anna Mario Tato’nın gerçekleştirdiği 3 saatlik belgesel “Mi ricardo, si io mi Ricardo / Hatırlıyorum, Evet Hatırlıyorum” da hayranlarının Mastroianni’yi çok daha iyi tanımalarına yardımcı olacak. Bu seçkin bölüm sinemaseverlere Pringles Cinema Club’ın sponsorluğunda ulaşıyor.

ANILARINA

Festival, Başak Sigorta’nın sponsorluğunda, sinemanın aramızdan ayrılan ustalarını andığı bu geleneksel bölümde, bu yıl bir değil dört ustaya yer veriyor. “Anılarına” bölümünde üç aktör ve bir yönetmene birer filmleriyle veda edeceğiz. Ünlü İtalyan aktör Vittorio Gassman’ı, daha sonra Al Pacino’nun yeni Amerikan versiyonunda oynadığı kör bir subay rolünde, Dino Risi imzalı özgün “Profumo di donna / Kadın Kokusu”nda izleyeceğiz. İngiltere ve dünya sinemasının en yetkin, en değişken aktörlerinden Alec Guinness”i, 8 farklı karakteri birden canlandırdığı unutulmaz Ealing komedisi “Kind Hearts and Coronets / Yumuşak Kalpler” ile anacağız. Bu yıl kaybettiğimiz bir diğer usta yönetmen, Fransız küçük burjuva sınıfının duyarlı vakanüvisi Claude Sautet gene orta yaş kaygılarını soruşturduğu “Mado” ile karşımıza gelecek. Türk sinemasının genç yaşta aramızdan ayrılan, hem saf hem uyanık tiplemeleriyle tanınan aktörü Kemal Sunal’la ise, Memduh Ün’ün yönettiği “Garip” filmiyle vedalaşıyoruz.

USTALARA SAYGI

Festival bu geleneksel bölümünde, geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi, yine dünya sinemasının dört büyük ustasına zengin ve doyurucu bir programla gerçek bir saygı sunumu gerçekleştirirken, sinemaseverlere de yeni keşifler ve zengin deneyimler kazandıracak. Bölümün sponsorluğunu, her yıl olduğu gibi, yine Efes Pilsen üstleniyor.

Bu yılın ustalarından ilki, 20. yüzyılın uluslararası nitelik kazanmış en önemli yönetmenlerinden Bernardo Bertolucci. Genç Festival izleyicileri, geniş kapsamlı epik filmleriyle de tanınan İtalyan yönetmeni, ona “usta” sıfatını kazandıran erken ve orta dönemine ait beş filmiyle daha yakından tanıyacak. Saygın şair ve film eleştirmeni bir babanın oğlu olan Bertolucci, henüz yeniyetme yaşındayken yapıtı basılmış bir yazar ve amatör bir film yapımcısıydı. Sinemaya Pier Paolo Pasolini’nin asistanı olarak başladı, ilk filmi “La commare secca”yı da Pasolini’nin yazdığı senaryoyla 1962 yılında çekti. İlk başarısına, Festival’de izleyeceğimiz “Prima della revoluzione / Devrimden Önce” ile kavuşan İtalyan yönetmeni “Son İmparator” benzeri son dönem filmleriyle tanıyanlar, böylece çok renkli Bertolucci yelpazesini, aralarında “1900” ve “Last Tango in Paris / Paris’te Son Tango” gibi efsanevi yapıtların da bulunduğu 5 filmlik bu küçük retrospektifle tamamlayabilecekler.

Geçen yıl, Joseph M. Benet’ten uyarladığı “Amic/Amat / Sevgili/Dost” ile Festival’in “Edebiyattan Beyazperdeye” bölümüne konuk olan saygın İspanyol/Katalan yönetmen Ventura Pons, bu yılın dört ustasından en genci. Pons yönetmenliğe tiyatroda başladı. Bir tiyatro yönetmeni olarak Shakespeare klasiklerinden uluslararası niteliklerde çağdaş oyunlara ve yerel Katalan yapımlarına varan farklı malzemeyle çalıştı. Meşhur travesti sanatçı Ocaña’yı anlatan ilk filmi ile 1988 yapımı kurmaca filmi “Puta Misèria” hariç tüm filmlerini Katalan lehçesiyle çeken bu yönetmeni, son yedi yılda çektiği beş filmiyle konuk ediyoruz. Pons ayrıca, ilk gösterimi iki hafta önce Berlin Film Festivali’nde yapılan son filmi “Anita no perd el tren / Anita Treni Kaçırmadı”nın gösterileceği Festival’in Açılış Töreni’ne de konuk olarak katılacak.

Ustalara Saygı bölümünün bir başka adı ise, geçen yıl yitirdiğimiz tecrübeli yönetmen Osman Fahir Seden. Aileden sinemacı, yönetmen, senarist ve yapımcı Seden, sinemaya babasının şirketinde yapımcı olarak başlamıştı. Daha sonra da Lütfi Ö. Akad’a hem yapımcılık, hem senaristlik yaptı. Yönetmenliğe 1955 yılında başlayan Seden, ilk filmlerindeki biçimci ama sağlam anlatımıyla umut verdi. Hemen hemen her filminin senaryosunu kendi yazan yönetmen, filmlerini hızlı bir biçimde kotarmasıyla da tanınmıştı. Bölümde sunulacak üç filminden biri, neredeyse onun adıyla aynı nefeste anılan “Çalıkuşu”.

Bu yılki Festival’in son ustası ise, Fransa’nın önde gelen yönetmen, senarist ve yapımcılarından Bertrand Tavernier. Aile ilişkileri, Birinci Dünya Savaşı, Caz ve çağdaş toplumun kusurları gibi birbirinden çok farklı konular içeren dramlarıyla tanınan bir yönetmen. Tavernier filmlerinin, konuları ne olursa olsun onu derinlemesine incelemeleri ve geri planda sürekli olarak insanlık sorununu irdelemeleri, yönetmenin tanımlayıcı özelliklerinden biri. Festival, gelişimini yıllardır programlarına aldığı yeni filmlerinden örneklerle izlediği ve bu yıl Açılış Töreni’nde Yaşam Boyu Başarı Ödülü ile onurlandıracağı Bertrand Tavernier’den, çeyrek yüzyılı aşkın bir zaman diliminde gerçekleştirilmiş, geniş bir coğrafyayı kapsayan altı film sunuyor. Aralarında Tavernier’nin sinema dışındaki en büyük tutkusu olan Caz’ın dumanlı dünyasına bir tür saygı sunumu olan “Round Midnight / Geceyarısına Doğru” ve sosyal içerikli son filmi “Ça commence aujourd’hui / Herşey Bugün Başlıyor” da var.

BİR KÜLT FİGÜR: ROGER CORMAN

Sinema dünyasının en verimli yönetmenlerinden Roger Corman, Festival’in bu yılki “kült” sinemacısı. Corman’ın 50’li ve 60’lı yıllarda American International Pictures ve Allied Artists için yaptığı filmlerin süreleri genellikle bir saatin biraz üstündeydi. Çoğunun çekimleri birkaç günde tamamlanmıştı. Yapım değerleri ise asgaride tutulmuştu. Ama hem çok oyalayıcı, muzip bir mizah anlayışı içeren, hem de zaman zaman çok düşündürücü filmlerdi. Aslında Stanford Üniversitesi mezunu bir Endüstri Mühendisi olan ve sinemaya senarist ve yapımcı olarak adım atan Corman, çok sayıdaki küçük bütçeli filmiyle Amerikan sinemasının en özgün seslerinden biri olmayı başarırken, yönetmen olarak Jack Nicholson gibi bir oyuncuyu, yapımcı olarak da Francis Ford Coppola, Martin Scorsese, Peter Bogdanovich, Jonathan Demme ve Joe Dante gibi yönetmenleri keşfeden bir yetenek avcısıdır. Festival Hollywood’un efsane ismi Corman’ı, kült sinemanın öncü filmlerinden 1960 yapımı “The Little Shop of Horrors / Küçük Korku Dükkânı” ile, en önemli işleri arasında sayılan “House of Usher / Usher’lerin Evi” ve “The Pit and the Pendulum / Dehşet Saati” adlı Edgar Allan Poe uyarlamalarını da içeren üç korku filmi örneğinin yanısıra, çektiği yüzü aşkın film arasında kendisine para kaybettiren tek film olduğu halde Corman’ın büyük gurur duyduğu, daha 60’lı yılların başında ırk ayrımcılığını büyük bir cesaretle yerden yere vuran, ve Uzay Yolu’nun Kaptan Kirk’ü olarak 5 yıl sonra şöhrete kavuşacak olan William Shetner’e ilk başrolünü veren “The Intruder / Fitneci” aracılığıyla sinemaseverlere tanıtacak. Roger Corman da Festival’in Kapanış Töreni’nde Yaşam Boyu Başarı Ödülü ile onurlandırılacak.

ERROL MORRIS: “ÖZEL VAKALAR DİZİSİ”

Günümüzde belgesel sinemanın en önemli, etkili ve nitelikli temsilcilerinden biri olan ve Türk sinemaseverlerin birkaç yıl önce Festival kapsamında gösterilen “Thin Blue Line / İnce Mavi Çizgi” adlı başyapıtıyla tanıştıkları Errol Morris, “First Person Series / Özel Vakalar Dizisi” adını verdiği 10 adet 24’er dakikalık video filmle bir kez daha Festival izleyicilerinin önüne çıkıyor. Biraz dedektif, biraz filozof, biraz şair, fazlasıyla da put kırıcı bir belgesel sinemacı olan Morris, hiç çekinmeden ölüm, kimlik ve toplum gibi felsefi sorunları ele alışıyla tanınıyor. Ancak, çoğu belgeselcinin aksine, filmlerine farklı görüşleri dahil ederek ve onlara daha çok kurmaca filmlerde rastlanan stilistik bir cila çekerek, bilinen tanımıyla “belgesel”e inkâr edilmez bir farklılık getiriyor. Sponsorluğunu Mas Matbaacılık A.Ş.’nin üstlendiği bölüm kapsamındaki, Morris’in her biri farklı saplantıları olan on değişik insanı konu aldığı bu orta metrajlı belgesel dizisi, Festival’de 5’er filmlik iki program halinde sunulacak.

BURJUVAZİNİN SOĞUK ŞİDDETİ: MICHAEL HANEKE

Sinemaseverlerin “Funny Games / Ölümcül Oyunlar” ile tanıdığı Michael Haneke, filmleriyle seyircisini eğlendirmeyi değil, sarsmayı amaçlıyor. Onların rahatını bozmaktan hiç rahatsız olmadığını, Londra’daki Orta Avrupa Kültürü Festivali’nde gösterilen beş filmlik retrospektifini izleyen seyircilere “Size huzursuz seyirler dilerim” diyerek kanıtlamıştı. Viyana Üniversitesi’nde felsefe eğitimi görmüş olan Avusturyalı yönetmen, filmlerinden söz ederken de anlaşılması zor kavramlara başvuruyor: kendi kendine yabancılaşmak, duygusal buzlaşma, gerçeklik duygusunu yitiren gerçeklik gibi. Avrupa ve dünya sinemasının bu sıradışı yönetmeni Festival’de, büyük ses getiren “Kent Üçlemesi” ve Kafka uyarlaması “Das Schloss / Şato” ile izleyicilerin karşısına çıkacak ve onları bilinçli filmleriyle sarsarak tedirgin edecek.

GENÇ BİR YÖNETMEN MERCEK ALTINDA: TAKASHİ MİİKE

Festival, artık gelenekselleşen bu bölümde, bu yıl da bir dizi usta sinemacının yanında Türk seyircisi tarafından hiç tanınmayan genç bir sinemacıyı perdelerimize konuk edecek. Birkaç yıldır filmleriyle uluslararası festivallerde dikkati çeken genç Japon yönetmen Takashi Miike, ülkesi Japonya’da, Festival’in geçen yılki ustalarından Takeshi Kitano sonrası kuşağın en dikkat çekici yönetmeni sayılıyor. Kırk yaşındaki Takashi Miike son beş yılda basit efsanelerden kanlı Yakuza filmlerine kadar her janrdan filmi içeren zengin bir filmografi oluşturdu. Sadece son iki yılda altı film çekti, hâlâ da hızından bir şey yitirmiş değil. Filmlerindeki şiddet konusunda ibreyi göstergenin dışına fırlatmaktan çekinmeyen genç yönetmenin baş döndürücü bir temposu, üstün bir görselliği ve kendine özgü bir stili var. Özellikle gerilim ve korku türünde bir devrim sayılan “Audition / Prova” adlı filmiyle geçen yıl tüm önemli festivallerde boy gösteren yönetmenin, “Geceyarısı Sineması”nda gösterilecek bu film de dahil, beş filmlik bu toplu gösteriminin ardından Türkiye’de de epey hayran kazanacağına kuşku yok.

İKİ KÜLTÜRÜN KAVŞAĞINDA: FATİH AKIN

Uluslararası İstanbul Film Festivali’nin bu yılki bir başka genç yönetmeni ise, Almanya’da doğup büyüyen ve orada film çeken Fatih Akın. Geride kalan Berlin Film Festivali’nde Almanya’yı temsilen uluslararası jüride görev alan Akın, Türkiye’ye ilk kez kısa filmleriyle gelmişti. Almanya’da, iki kültür arasında kalmış ikinci kuşak genç Türkler’in sorunlarını hızlı bir tempoya mizahi bir anlatım da katarak anlatan Akın, onların yalnızca Alman insanı ve kültürüyle değil, başka ülkelerin kültürleri ve insanlarıyla olan çelişkilerini de sergiliyor. Genç yönetmeni bu bölümde, şimdiye kadar çektiği ve Almanya dışında da ses getiren iki uzun metrajlı kurmaca filmi, “Kurz und Schmerzlos / Kısa ve Acısız” ve “Im July / Temmuz’da” ile tanıyacağız.

DÜNYA SİNEMASININ GENÇ YILDIZLARI

Festival’in yıllardır büyük ilgiyle karşılanan bölümlerinden biri de, seyircisine yeni, farklı, özgün ve keşfedilmeye açık filmler sunan “Dünya Sinemasının Genç Yıldızları”. Bu geleneksel bölüm, bu yıl da dünyanın hemen tüm coğrafyasından seçilmiş 15 filmden oluşan zengin bir programla, ilk veya ikinci filmlerini gerçekleştiren genç sinemacıları tanıtacak. Programdaki filmlerden biri, İran’ın iki akraba yönetmeninin yanına bir üçüncüsünün geldiğini müjdeliyor. İran sinemasının en yetkin yönetmenlerinden Muhsin Makhmalbaf ve kızı Samira Makhmalbaf’tan sonra, bu kez de yönetmenın eşi Marziyeh Meshkini Festival programında. Altın Lâle jürisinde görev yapmak üzere İstanbul’a da gelecek olan Meshkini, “The Day I Became a Woman / Kadın Olduğum Gün” adlı filminde anlattığı üç öyküyle, ülkesinde kadın olmanın sorunlarını ortaya koyuyor.

Bölümün diğer filmleri arasında Amerikalı genç kadın yönetmen Karyn Kusana’nın boksör olmaya çalışan başına buyruk bir kızın öyküsünü anlatan, Sundance ödüllü filmi “Girlfight / Kız Dövüşü”, Güney Kore’li Ji Woo Jung’un alışılmadık bir aşk üçgenine dahil olan herkesin kendi “mutlu son”unu hayal ettiği “Happy End / Mutlu Son”u, Çin’den Lo Ye imzalı, geçen yıl Avrupa ve Amerika’da büyük beğeniyle karşılanan, ödüllü “Suzhou He / Suzhou Nehri”, ve bu yılın en farklı çalışmalarından biri olarak ilgi uyandıran ve Venedik’te Fipresci ödlünü kazanan, Pierre Paul Renders’in yönettiği “Thomas est amoureux / Thomas Âşık Oldu” da var. İngiliz yönetmen Christopher Nolan’ın ikinci filmi ve bir cinayet öyküsünü ters yüz eden yapısıyla kimi yabancı eleştirmenlere göre yılın en iyi filmlerinden biri olan “Memento / Akıl Defteri” ise, bu genç yeteneği izleyicilere tanıtacak. Bu bölümün bir başka ilginç özelliği ise, genç kadın yönetmen sayısının çokluğu. Cecilia Barriga, Sophie Fillière, Anne Villaceque ve Virginie Wagon sinema dünyasında adlarını duyurmaya çalışan genç kadın sinemacıların temsilciliğini yapıyorlar.

DÜNYA FESTİVALLERİNDEN

Uluslararası İstanbul Film Festivali, her yıl olduğu gibi bu yıl da, dünyanın farklı köşelerinde düzenlenen belli başlı film festivallerinde gösterilmiş ve çoğu ödül kazanmış filmlerden derlenen bir bölüm sunuyor. Festival’e bir “Festivaller Festivali” özelliği katan ve sponsorluğunu BEKO’nun üstlendiği bu bölümde, aralarında Cannes, Berlin, Locarno, Venedik, San Sebastian, Montréal, Karlovy Vary ve Tokyo gibi sayılı festivallerde ödül kazanmış yapıtların da bulunduğu 25 film yer almakta.

Her zaman olduğu gibi bu yıl da hem sayıca çokluğu, hem de üstün kalitesi ile dikkati çeken bu bölüm, sinemaseverleri film seçimlerinde zorlamaya aday görünüyor. “Dünya Festivallerinden” bölümünün en ilginç filmlerinden biri En İyi Yönetmen, Erkek Oyuncu, Kurgu ve Ses dallarında César ödülünü alan Dominik Moll imzalı “Harry, un ami qui vous veut du bien / Harry, İyiliğinizi İsteyen Bir Dost”. Festival takipçilerinin favori yönetmenlerinden Wong Kar-Wai da, En İyi Yabancı Film César’ını alan son filmi “In the Mood for Love / Aşk İçin Hazır”la izleyicilerinin karşısına çıkıyor.

Volker Schlöndorff’un dönüş filmi olarak nitelenen ve geçen yıl Berlin’de hem En İyi Avrupa Filmi ödülünü alıp hem de Bibiana Beglau ile Nadja Uhl’a En İyi Kadın Oyuncu ödülü kazandıran “Rita’s Legends / Rita’nın Kimlikleri”, yine Festival izleyicilerinin iyi tanıdığı aktör/yönetmen Jerzy Stuhr’un beyazperdeye uygulanamamış bir Krysztof Kieslowski senaryosundan çekip başrolünü de oynadığı “The Big Animal / Büyük Hayvan”, Festival izleyicilerinin 7 saat süren anıtsal “Sátántangó / Şeytan Tangosu” ile tanıdıkları Macar sinemasının büyücüsü Béla Tarr’dan “Werckmeister Harmonies / Karanlık Armoniler” ve Alman sinemasının genç ustası Tom Tykwer’in son filmi “The Princess and The Warrior / Prenses ve Şövalye”, zengin bir bölümün en ilgi çekici filmleri arasında.

Genç izleyicilerin gözdesi olmaya aday yapımlardan biri ise, şimdiden Oscar adayı. Meksikalı yönetmen Alejandro Gonzalez Inarritu’nun yönettiği “Amores perros / Paramparça “Aşklar - Köpekler””, Yabancı Dilde En İyi Film kategorisinde finale kalan iki Festival filminden biri. Ayrıca İsveç’li Roy Anderson’un “Songs from the Second Floor / İkinci Kattan Şarkılar”ı, İngiliz Terence Gross’un “Hotel Splendide”i, Hong Kong’lu Clara Law’un “The Goddess of 1967 / 67 Model Tanrıça”sı bu bölümde farklı görsellikleriyle dikkat çeken yapıtlar. Nana Djordjadze’nin “27 Missing Kisses / 27 Eksik Öpücük”, Amos Kollek’in “Fast Food Fast Women / Hızlı ve Dişi” ve Eric Valli’nin “Himalaya” adlı filmleri ise, geniş izleyici kitlelerinin salonlardan mutlu çıkmalarını sağlayacak filmlerden ilk akla gelenler. Bu bölüme son yapıtlarıyla katılan diğer yönetmenler arasında Pavel Lounguine, Laetitia Manson, Claude Miller, Robert Guediguian, Robert Karamer, Festival’deki ikinci filmi “Sous le sable / Kumun Altında” ile François Ozon, radikal dincileri hedef alan “Kadosh”tan sonra, bu yıl da savaş karşıtı “Kippur”la konuğumuz olacak İsrailli yönetmen Amos Gitai, “Trolösa / Sadakatsiz”le yeniden kamera arkasına geçen Liv Ullmann gibi, Festival izleyicilerinin iyi tanıdığı isimler de var.

ÇAĞIMIZIN AYNASI SİNEMA: İNSAN HAKLARI

Festival’in uzun süredir en fazla ilgi çeken bölümlerinden biri olan “Çağımızın Aynası Sinema” bir kez daha yeni yapısıyla karşımızda. İlk kez geçen yıl Festival’in uluslararası insan hakları örgütü “Human Rights Watch” ile ortaklaşa gerçekleştirdiği, insan hakları temalı program, bu yıl belgeseller ve kısa filmlerle de desteklenerek 15 filmlik zengin bir yelpazeye dönüşürken, Türkiyeli yönetmenlerin ülke sorunlarını irdeleyen çalışmalarıyla da güçlendirildi. Festival izleyicilerinin “The Celluloid Closet / Sakıncalı Film Dolabı” ile tanıdıkları Rob Epstein ile Jeffrey Friedman, yeni belgeselleri “Paragraph 175 / 175. Madde”de Nazi Almanyası’ndaki eşcinsellerin yaşadıkları korkunç deneyimleri aktarıyor. Festival’in Altın Lâle ödüllü iki yönetmeni, İranlı Jafhar Panahi ile Tunuslu Moufida Tlatli de, yeni filmleriyle bu bölümde yer alıyor. Panahi, “Dayereh / Daire”, Tlatli ise “La saison des hommes / Erkeklerin Mevsimi” ile ülkelerindeki kadınların sorunlarını irdeliyorlar. Hindistan’dan gelen ünlü görüntü yönetmeni Snatosh Sivan’ın yönetmenliğe soyunduğu ilk film olan “The Terrorist / Terörist” ve İranlı genç yönetmen Reza Parsa’nın İsveç’te yaptığı “Före Stormen / Fırtınadan Önce”, Doğu’da ve Batı’da terör sorununu irdeleyen kurmaca filmler. Bu bölümde bir de Oscar adayı var. Güney Afrika’da ırk ayrımı döneminde yaşanan bazı olayların izlerini ele alarak dönemin suçlularıyla hesaplaşan “Long Night’s Journey into Day / Uzun Geceden Gündüze”nin yönetmenleri Deborah Hoffman ve Frances Reid, Oscar töreni gecesini heyecanla bekliyorlar.

CANLANDIRMA SİNEMASINDAN: İTALYA

Uluslararası İstanbul Film Festivali, her yıl bir ülkenin canlandırma sinemasını tanıtma geleneğini sürdürüyor. Daha önce Kanada, Fransa, Hollanda ve İngiltere canlandırma sineması örneklerinin sunulduğu Festival’in bu yılki konukları, usta İtalyan animatörleri. Festival’e farklı bir renk katan bölüm, 90’ar dakikalık iki ayrı seçkiden oluşuyor. “Canlandırma Sinemasından: İtalya”nın ilk programında Bruno Bozetto’nun, ikincisinde ise Emanuele Luzzati ile Guilio Gianini’nin en iyi filmleri var. Bu bölümün sponsorluğunu VİVİDENT üstleniyor.

BİR ÜLKE – BİR SİNEMA: İTALYA

Festival’in bu geleneksel bölümü, her yıl bir ülke sinemasını son dönemden filmlerle tanıtmayı hedefliyor. Bölümde, bir yandan eski gelenekleri sürdürürken, öte yandan da yepyeni açılımlar içine giren İtalyan sinemasının son iki yılından on seçkin film izleyeceğiz. İtalyan yönetmenlerin bir kısmı, evrensel bir dil yakalamaya çalışırken, bazıları da küçük, sade, yerel ama çok etkin öyküleri tercih etmişler. Bölümde, Festival’de daha önce de pek çok filmini izlediğimiz usta yönetmen Pupi Avati’nin “La via degli angeli / Meleklerin Yolu”adlı son filmi, Marco Tullio Giordana’nın Altın Küre ve Oscar adayı “I cento passi / Yüz Adım”ı, Edoardo Winspeare’nin Festival’de daha önce gösterilen ilk filmi “Pizzicata”da olduğu gibi, yerel müziğe ağırlık veren, San Sebastian ve Montpellier festivallerinden ödülle dönen “Sangue vivo / Ateşli Kan”ı, Carlo Mazzacurati’nin İtalya’da büyük gişe yapan deli dolu komedi filmi “La lingua del santo / Kutsal Dil” ve Silvio Soldini’ye adını uluslararası ölçekte duyurma fırsatı sağlayan ve bu yılki Festival’in Kapanış Filmi olarak gösterilecek olan çok keyifli filmi “Pane e tulipani / Ekmek ve Lâleler” dikkat çekiyor.

TÜRK SİNEMASI 2000 - 2001

ULUSAL YARIŞMA / YARIŞMA DIŞI

Uluslararası İstanbul Film Festivali’nin amaçlarından biri de, Türk sinemasını ve son bir yıl içinde Türkiye’de üretilen seçkin sinema eserlerinin, Festival’e katılan festival yöneticileri ve eleştirmenler aracılığıyla yurtdışında tanıtımını sağlamak. Festival’in Ulusal Yarışma bölümünde, 2000-2001 yapımı sekiz film, “Dr. Nejat F. Eczacıbaşı Vakfı, Yılın En İyi Türk Filmi” ve “En İyi Yönetmen” ödülleri için yarışacak. Başarılı bulunan filmin yapımcısına ve en iyi yönetmene birer plaketle birlikte 15’er milyar TL ödül verilecek. Ayrıca Festival’de geçen yıldan beri verilen En İyi Erkek ve En İyi Kadın Oyuncu ödülleri de sahiplerini bulacak. Uluslararası Film Eleştirmenleri (Fipresci) jürisinin seçeceği, Onat Kutlar’ın anısına verilen En İyi Film Ödülü’nü kazanan filmin yönetmenine de Efes Pilsen tarafından, bir sonraki filminde kullanılmak üzere 30.000 dolar para ödülü verilecek.

Türk Sineması bölümünün sponsorluğunu, her yıl olduğu gibi bu yıl da Dr. Nejat F. Eczacıbaşı Vakfı üstleniyor.

Bu yıl Ulusal Yarışma’ya katılan filmler ve yönetmenleri şunlar:

Dar Alanda Kısa Paslaşmalar / Serdar Akar

Renkli – Türkçe / Ahmet Çadırcı

Komser Şekspir / Sinan Çetin

Vizontele / Yılmaz Erdoğan

Herkes Kendi Evinde / Semih Kaplanoğlu

Melekler Evi / Ömer Kavur

Balalayka / Ali Özgentürk

Filler ve Çimen / Derviş Zaim

Ayrıca Tunç Başaran’ın “Abuzer Kadayıf” ve Nesli Çölgeçen’in “Oyunbozan” adlı filmleri de, Festival’de Yarışma Dışı gösterilecek.

Uluslararası İstanbul Film Festivali’nin üçüncü yılına giren Halk Ödülü, bu yıl da Radikal Gazetesi tarafından veriliyor. Halk Ödülü, Festival’in Kapanış Töreni’nde Uluslararası ve Ulusal Yarışma bölümlerinde izleyicilerin oylarıyla saptanacak en iyi filmlerin yönetmenlerine verilecek.

TÜM FİLMLERİN LİSTESİ İÇİN TIKLAYIN

Ana Sayfa